Anasayfa


| «Önceki Haber | Son güncelleme 02 Şubat 2012 Perşembe 14:47 |
Gamber, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı ve Parlamento'nun bir tamın açıklamalar yaptığını ve Parlamento'nun mektup gönderdiğini, ancak bunun yetersiz olduğunu düşündüğünü belirterek, bu konuda hiç bir fikir beyan etmeyen Devlet Başkanı Aliyev'inde fikrini açıkça ortaya koyması gerektiğini vurguladı.
Azerbaycan halkının, Karabağ sorununa bağlı oluşturulan Minsk Grubu'ndan Fransa'nın eşbaşkanlıktan çıkarlımasını istediğini aktaran İsa Gamber, Aliyev'ih ise bu konuda tam aksi bir beyanda bulunduğunu hatırlatarak, "Minsk Grubu'nun çalışmalarından memmun olduğunu bildiriyor. Bana göre de İlham Aliyev'in, Fransa Senatosu'na bağlı suskunluğu, hiç bir şey söylememesi çok açık şekilde gösterir ki, bu iktidar, Aliyev rejimi bu meselelerde Türkiye'nin yanında değil, Azerbaycan halkının yanında değil, Fransa'nın yanındadır, Sarkozy'nin yanındadır, görünen bu" diye konuştu.
Aliyev, kendi çıkarlarını düşünen biridir. Aliyev, Azerbaycan Devlet Başkanı olarak ülkenin çıkarlarını düşünmüyor, kendi çıkarlarını, ailesinin çıkarlarını düşünüyor. Bana göre de O'nun dış politikasının kararlarını anlamak istiyonsanız, O'nun gibi düşünmek istiyorsanız, O'nun kendi çıkarlarını, aile çıkarlarını görmeyi baz almalıyız. Ve malesef dünyada bir çok devletler var ki, başka devletlerde zayıf, onlara bağımlı olan insanların devletin başında olmasına çalışırlar. Bu bakımdan tabii ki, Aliyev gibi zayıf bir politikacının devletin başında olması bir çoklarının işine geliyor. Bu şekilde onların çıkarları aynı olabilir.
Bana göre de bütün Azerbaycan halkı, bugün bu Fransa'nın sözde Ermeni soykırım meselesini inkar etmenin suç sayılması durumuna getirmesiyle bağlı, Azerbaycan halkı Fransa'nın Minsk Grubu'ndaki Karabağ probleminin çözümüyle ilgili bu gruptan Fransa'nın çıkarlımasını istiyor, ama Aliyev bu konuda hiç bir şey söylemiyor. Tam aksine, 23 Ocak'ta Fransa Senatosu bu kararı alırken, İlham Aliyev Moskova'da Rusya'nın ve Ermenistan'ın Devlet Başkanları ile beraber bir açıklama yayınladılar. Açıklamada da Minsk Grubu'nun faaliyetini iyi değerlendirdiklerini, razı olduklarını açıklayıp, bildirdiler.
Evet, karşı değil. Minsk Grubu'nun çalışmalarından memmun olduğunu bildiriyor. Bana göre de İlham Aliyev'in, Fransa Senatosu'na bağlı suskunluğu, hiç bir şey söylememesi çok açık şekilde gösterir ki, bu iktidar, Aliyev rejimi bu meselelerde Türkiye'nin yanında değil, Azerbaycan halkının yanında değil, Fransa'nın yanındadır, Sarkozy'nin yanındadır, görünen bu.
Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı, Azerbaycan Parlamentosu bir açıklama yaptı ve bir mektup gönderdi Fransa Senatosu'na, ama Devlet Başkanı hiç bir şey söylemedi. Böyle önemli bir konuda Azerbaycan Devlet Başkanı'nın susması ve aynı zamanda aynı günde Fransa'nın eş başkanı olduğu Minsk Grubu'nda bir fikir söylemesi bu anlaşılmaz, bunu kabul etmek ve bunu anlamak, razılaşmak mümkün değildir.
Dışişleri söyledi, falan söyledi, biz muhalefet partileri söyledi, tamam, ama, Azerbaycan Devlet Başkanı açıklama yapmalıdır. Kendi fikrini, düşüncesini ve neler yapmayı düşündüğünü açık şekilde ortaya koymalıdır. Özellikle de Azerbaycan demokratik bir memleket olmadığı için, otoriter bir rejimle yönetilen bir ülke olduğu için, Azerbaycan'da devletin başında olan kişinin kendi fikrini açıkça ortaya koymasında ihtiyaç var.
Bizim, Musavvat Partisi ve İctimai Palata olarak, biz bir an önce Azerbaycan-Türkiye Yüksek Stratejik İş Birliği Konseyi'nin toplanmasını istiyoruz. Hesap ediyoruz ki bu acil olarak hayata geçirilmeli ve toplanmalıdır. Bu konu masaya yatırılmalı ve Türkiye ile Azerbaycan tarafları birlikte durumu değerlendirmelidirler, birlikte karar almalıdırlar ve bunları birkte uygulayıp, gerçekleştirmelidirler. Eğer, Azerbaycan iktidarı bunu yapmıyorsa, Türkiye devletinin hakkı var ki, Konsey'in olağanüstü acil olarak toplanmasını istesin.
Ramiz Mehdiyev, Sovyet döneminde Azerbaycan Komünist Partisi'nin İdeoloji Sekreteri'ydi, partinin önemli insanlarından biriydi. İlham Aliyev'in babası Haydar Aliyev'de bilirsiniz ki, Sovyet Komünist Partisi'nin Politbüro üyesiydi, aynı zamanda bir KGB generaliydi ve bu çizgi devam ediyor. İktidarda olanlar eski Komünist kafalı insanlardırlar. Söylemek ki, Azerbaycan'da her şey Ramiz Mehdiyev'in kontrolündedir, İlham Aliyev hiç bir karar almıyor, bu doğru olmaz. Söylemek ki, Ramiz Mehdiyev'in hiç bir rolü yoktur, bu da doğru olmaz. Bunlar iç içe çalışıyorlar, bir yerde çalışıyorlar. Bütün kararlar İlham Aliyev'in onayıyla gerçekleşir, İlham Aliyev onay vermezse, hiç bir karar gerçekleşemez. Ama aynı zamanda Ramiz Mehdiyev, bu bütün çalışmaların başınrda duran bir insandır ki, tabii ki bu kararların kabul edilmesinde değil, hazırlanmasında ve İlham Aliyev'e sununlmasında en üst makamdır. Ona göre da Azerbaycan'da kötü olan ne varsa sorumluluğu İlham Aliyev üzerindedir. Hiç bir şekilde bu sorumluluğu İlham Aliyev'den kenarlaştırmak doğru olmaz. Aynı zamanda bütün bunların, bu sistemin oluşmasında, ülkenin bu şekilde idare edilmesinde Ramiz Mehdiyev'in çok büyük payı var.
Burada meselenin bir gerçek tarafı var, bir de abartı tarafı var. Gerçek tarafını ben size söyledim. Ramiz Mehdiyev önemli bir isim, ama abartı oradan geliyor ki, bazı insanlar arasında, bütün bu konularda, bütün sorunların İlham Aliyev'in üzeride olduğunu söylemek istemiyorlar. Muhtelif haklı sebeblerden çekiniyorlar, o zaman bütün bunları Ramiz Mehdiyev hakkında söylemek daha kolay olur. Bu da o kadar kolay değil, ama herhalde İlham Aliyev'i eleştirmekten daha kolaydır. Ona göre de her şeyi Mehdiyev'in çevirdiği, ayarladığı hakkında fikirler oluyor. Benim söylediğim gibi, her şeyin sorumluluğu İlham Aliyev üzerindedir, kararların onaylanması İlham Aliyev'in sorumluluğuna aittir. Bu kararların hazırlanmasında, sunulmasında en üst makam Ramiz Mehdiyev'dir.
Biz, 2010 yılda yapılan parlamento seçimlerinin tam bir hile geçirilmesinden sonra, parlamentoya bir tane bile gerçek muhalif parlamenter bırakılmadıktan sonra bazı toplantılar yaptık ve bu İctimai Palata'yı kurduk. Burada Musavvat Partisi, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi, diğer ona kadar partiler var. Bu partilerin harekatı sivil harekat gibidir. Burada partilerden başka sivil toplum örgütlerinin temsilcileri var, azerbaycan'da tanınan entellektüeller, medya temsilcileri ve çok değerli diğer insanlar var. Azerbayca'da gerçekten muhalefette olan, gerçekten bir değişim isteyenlerin toplanma merkezi gibi değerlendirilebilir İctimai Palata.
Geçen yıl bir çok işler görebildik, ama Azerbaycan'da durumun değişmesine nail olmamıştır, bunu da açıkça söylemek gerekir. Bu yıl, 2012 yılında İctimai Palata'yı daha da güçlendirmek, İctimai Palata'ya bağlı olan kuvvetlerin birliğini daha da güçlendirmek ve ülkede durumu değiştirmek için daha da geniş bir mücadele vermek düşüncemiz var, bu yönde çalışmalarımız devam ediyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri Anayasa'ya göre 2013'tedir, ama ister iç faktörler, ister dış faktörler, analizler öyle imkan veriyor ki, seçimler 2013'ten önce olacak.
Durum çok zor. Halkın büyük çoğunluğu Aliyevlere karşıdır ve değişim istiyor halkın çoğunluğu. Bu iç faktördür. Aynı zamanda dış faktör de var, dünyadaki değişim hareketleri var Arap ülkelerinde başlayan.
Evet. Rusya'da da bu şekilde hareketlenmeler var. Artı İran meselesinde de bazı gerginlikler çıktı. Artık bölgede Azerbaycan'ın, Güney Kafkas'ın her tarafında değişim hareketleri süreci geliyor. Güney Kafkas'ında, Azerbaycan'ında değişmesi zaman meselesidir. Bu değişimin olacağı ve bizde bu değişimin daha tez daha hızlı ve daha barışçıl bir formatta olmasını istiyoruz.
Bunları konuşmanın hiç zamanı değil. Biz tabii ki, Musavvat Partisi olarak seçim yoluyla iktidara gelmeye plan yapan partiyiz. Yüyıllık bir partiyiz ve tabii ki, seçimlerde iktidara gelmeyi düşünüyoruz ve aynı zamanda başka adayların da olabileceğini kabul ediyoruz. Biz hesap ediyoruz ki, bugün, kimin aday olması hakkında konuşmanın zamanı değil. Bugün ülkede öyle ortam yaratmak lazımdır ki, seçimin bir anlamı olsun. Eğer seçimde halkın verdiği oylar düzgün sayılmıyorsa, seçimde halkın oyunu alan insan Cumhurbaşkanı olamıyorsa, milletvekili olamıyorsa, ne fark eder ki aday kim olacak?
Aliyev döneminde, 18 yıldır hiç bir gerçek seçim olmadı. Her zaman halkın sesi horlandı ve yanlış sonuçlar çıkarıldı.
Bugüne kadar hep böyle oldu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ben bir kez iştirak ettim, 2003 yılında ve gerçek gözlemciler biliyorlar ki, o seçimleri ben kazandım. Tabi ki Musavvat Partisi ve diğer partilerin desteğiyle. Ayrıca da 2005 yılında da Musavvat Partisi, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi, Demokrat partisi ile bir Azadlık grubu yarattık. Bu blogun adayları kendi bölgeleride seçimleri kazandılar. Aynı şekilde 2010 yılında da Musavvat Partisi ve Azerbaycan Halk Cephesi Partisi birlikte iştirak etti seçimlere ve epey bir adaylarımız kazandılar seçimlerde, ama bugün bir nefer dahi Musavvat ve Halk Cephesi'nden milletvekili yok. Bana göre de bugün adaylar hakkında konuşmak yok, ülke için azad ve adil bir seçim vardır. Onu gerçekleştirmeye çalışmak lazım. Bizim amacımız bu, Musavvat Partisi olarak da, İctimai Palata olarak da.
Ülkemizde gerçek basın özgürlüğü yoktur. Televizyonlarda da konuşma özgürlüğü yoktur. Kaç yıl var ki, televizyonlarda gerçek muhalefetin liderleri görülmüyorlar. Gazeteleregelirsek, çok az gazete var ki, gerçekleri yazıyor ya da yazmaya çalışıyor. Diğer gazetelerin hepsi iktidarın kontrolündedir. Gazeteleri satın almaktan, gazetecileri tutuklamaktan, baskı yapmaktan öyle bir şey formatlaşmıştır ki, basın özgürlüğü yok derecesindedir. Bunun için bizim gazeteci arkadaşlardan biri iyi bir fikir söylemişti, demişti ki, "Azerbaycan'da gazetecilerin istediğini yazma özgürlüğü var, aynı zamanda memurların (polis, savcı) istediği gazeteciyi, dövmek, öldürmek, tutuklamak özgürlüğü var", yani bu özgürlükse, o zaman var.
Sayı olarak söylemek istemem, ama gazeteci tutuklama da bir rekora uluşmıştı Azerbaycan geçen yıllarda. Ama son yıl da ekseriyetle gazetecilerin büyük çoğunluğu ya cezasını çekti çıktı ya da bazıları affedildi. Bugün rekor seviyesinde değil ama hala bir çok gazeteci tutuklu.
Bir kişi, Cabbar Savalanlı serbest kaldı. 17 kişi 2 Nisan'daki gösteriye bağlı tutuklanmıştı. Onlardan biri bugün azadlıkta, 16'sı malesef tutuklu. Bunlar ictimai asayişi bozmaktan tutuklanıyorlar. Tabii ki bu yalan bir şey, onlar gerçekte gösteri yapmak, özgür bir şekilde toparlanmak, azadlıktan istifade etmek istediklerinden tutklandılar.
Türkiye'yi nasıl desem ki size... Türkiye'yi biz kendi memleketimiz gibi görüyoruz, severiz ve değerlendiririz. Türkiye'den Azerbaycan'a destek er zaman olumlu ve şimdi de vardır ve devam da edecektir. Demokrasi konusunda Türkiye'nin o kadar da aktifliği yoktur. Yani Türkiye, Türk Cumhuriyetleri ile ilgili ihtiyatlı davranmak ve bu devletler için problem yaratmama tavrı seçmiş ve bu tavrı devam ettiriyor. Azerbaycan'ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü açısından Türkiye her zaman bizim yanımızdadır. Ama demokrasi, insan hakları konularında Türkiye o kadar da faal değildir.
Azerbaycan halkı bu petrol ve doğalgazdan hiç bir şekilde faydalanmamış ve bugünkü mukavelelerden de halka bir şey çıkmayacak. Ama buna bakmayarak, buna rağmen ben Türkiye ve Azerbaycan arasındaki işbirliğini çok yüksek değerlendiriyorum. İster doğalgaz hattının yapımı, isterse de Azerbaycan'ın Türkiye ekonomisine para yatırması müstak değerlendiririm. Bu iyidir ve Azerbaycan-Türkiye birliğine yarıyan işlerdir ve devam etmelidir, daha fazla olmalıdır. Zaman olacak, biz Azerbaycan'da gerçek demokrasiyi yarattığımızda, bu alanda görülen işleri hepsi Azerbaycan halkına fayda verecektir.
Aliyev iktidarı, Avrupa'yı yalnız bir halde aldatabilir, Avrupa aldanmak isterse. Avrupa aldanmak istemezse, Aliyev Avrupayı aldatamaz. Mesela bir hafta önce Avrupa'dan gazeteciler gelmek istiyordu Azerbaycan'a, bu Eurovision meselelerini yazmak için. Bir kaç gazeteci dışında vize alabilen olmadı ve Eurovision başlamamış, Avrupalı gazeteciler gelemiyorlarsa, problem yaratılıyorsa vizelerinde; Azerbaycan'ın demokratik olduğunu, ifade azadlığını ortaya koyamaz, mümkünü yoktur. Ama yine de avrupalılar aldanmak isteyecekse, aldanacaklar. Görmek isteyeceklerse her şeyi görecekler ve söyleyeceklerdir.